Bu yazıda 16–18 Kasım 2000 tarihlerinde İstanbul'da ICOMOS Uluslararası Ahşap Komitesi tarafından düzenlenen ve UNESCO ile TC Kültür Bakanlığının desteklediği "Deprem Güvenliği" konusunda yapılan uluslararası konferansta sunulan değerli çalışmalar arasından bazı yurtdışından katılan uzmanların sunuşlarından alıntılar yaparak, deprem ve geleneksel yapılar konusunda ortaya çıkan görüşleri sizlerle paylaşmak istiyoruz.
AHŞAP MİMARİ VE TÜRKİYEDE DEPREMLER
Prof.Stephen Tobriner(Kaliforniya Üniversitesi) "Depremlerde Türkiye ahşap karkas evlerini anlatan yazılı belgeler enderdir, ancak bugüne kadar kalan az sayıda belge küçük ipuçları vermektedir. Deprem sonrası yeniden yapılanma çalışmalarını anlatan iki sayfalık belgede... 1766 İstanbul Depremi yayınlanmıştı. Bu depremde Topkapı Sarayı hafif derecede hasar görmüştü. Bilinmeyen yazar, Sultan ve ailesinin güvenliği için Topkapı Sarayının bahçesinde veya belki de Edirne'de ahşap karkas yapılar inşa edildiğini söylüyor. Ayrıca hükümetin büyük miktarlarda ahşap ve çivi ithal ettiğini yazıyor. Ambraeys ve Finkel tarafından yayınlanan bir başka belgede Peder Tarillon, 10 Temmuz 1688 İzmir Depreminden sonra taş duvar yapımının sadece temel ve duvarların alt kısmında kullanıldığını belirtiyor. Yapıların üst katları içi tuğla dolgulu ahşap çerçevelerle inşa ediliyordu ki bunun dayanıklı bir teknik olduğu daha sonraki depremlerde kanıtlandı. Pietro Della Valle, 17.yüzyılda Türk evi inşasının tanımında, yapının ahşap iskeleti olduğu için, bunun da depreme dayanıklı olarak inşa edildiğini ileri sürmektedir.' Teknelerde olduğu gibi, önce ahşap bir iskelet inşa ederler ve dış yüzeyini tahta ile kaplarlar.' 1894 depreminin hemen ardından hem uzmanlar hem de sıradan vatandaşlar ahşap karkas yapıların dayanıklılığından etkilenmişlerdir. Kentin bir mahallesinde yaşayanlar yeniden inşa sürecinde tuğla yerine ahşap kullanmak için dilekçe verdiler, çünkü ahşap karkas yapıların depremlerde daha güvenli olduğuna inanıyorlardı. Bu birkaç yazılı belgenin ortaya koyduğu ipuçlarını Türk Evlerinin kendileri de doğrulamaktadır."
GEÇMİŞTEN DERSLER:GELENEKSEL YAPILARDAN NELER ÖĞRENEBİLİRİZ
Randolph Langenbach(ABD Federal Acil Yönetim Merkezi Yöneticisi) "Osmanlı Tarzı ev, tümüyle taş bir kaide üzerine oturtulmuş ahşap çerçeveli ve tuğla dolgulu ya da sıvanmış çıkmaları ve kiremit çatısı ile neredeyse bir ikon olmuştur. Bu tüm dünya çapında bilinen kendine özgü bir yerel mimari örneğidir. Ancak, kimliğinin belirlenmesine katkısı olan tanımlayıcı elemanları modern Türkiye’deki insanlar tarafından tamamen kavranmamıştır. Bu kavrayış eksikliği, İstanbul’daki tarihi Sultanahmet bölgesinde bulunan ve yerine geçmeye çalıştıkları gerçek tarihi ahşap karkas binalara benzetmekte başarısız kalan otel ve pansiyonlara baktığımızda acıklı bir şekilde ortaya çıkıyor.
Dışarıya uzanan çıkmalar aslında binaları güçlendirmeye yarar, çünkü altındaki duvarlardan iyice ileriye uzanan kirişler yükledikleri ağırlıkları ile duvarları sağlam şekilde bir arada tutar. Bu sıkıştırma kuvveti, alttaki duvarlarda yatay kuvvetlere karşı ek güç sağlar.
İlk katı taşıyıcı taş duvarlardan meydana gelen ve üst katları dolgu olan birçok evde, ilk kattaki taş yapı çoğunlukla yatay ahşap elemanlarla(hatıl, hatıllar)bağlanmıştır. Taş duvarların parçalara bölünmesi Türkiye’de bulunmaz, ancak bağ kirişleri kullanılır. Çoğunlukla bu kirişler çok ince tahtalardan oluşur. Böylece taş duvar inşaatın sürekliliğini engellemeden taş sıralarının birbirini tutmasını sağlar.
GELENEKSEL YAPI SİSTEMİNDEN ALINACAK DERSLER
David Yeomans(ICOMOS İngiltere Ahşap Komitesi Başkanı) "Buradaki tezim, geleneksel yapı sisteminin sadece fiziksel biçiminden öte özellikleri olduğu, yeni yöntemlerin benimsenmesi sırasında yitirilmiş olabilen süreçleri de içerdiğidir. Bu da geleneksel yapı sisteminden ders almanın, bu süreçlerin incelenmesi ve öğrenilmesi demek olduğudur. Elbette, geleneksel yapı sisteminden ders almak, aynı zamanda, geleneksel inşaat yöntemlerinin kullanılmasını özendirmemiz, yapımcıları bazı tür binalarda modern yöntemler kullanmaktan caydırmamız anlamına da gelebilir. Bunu tümüyle gerçekleştirmek olanaklı olmasa da, bazı durumlarda, eski biçimlerini güvenliklerinden ödün vermeden günümüz yapımcılarına cazip kılacak uyarlama yolları, bulunabilir. Bazı durumlarda da, mevcut becerilerden yararlanan yeni yapım biçimlerinin geliştirilmesi mümkün olabilir. Bu tür yöntemler, tehlikeli oldukları kanıtlanmış yöntemlere tercih edilebilir.
Bundan bazı seçenekler çıkmaktadır:
1.Yeni süreçlerin ve yöntemlerin kullanılacağını doğrudan kabul etmek ve uygun yapımı temin eden geleneksel yapı sistemi özelliklerini nasıl kullanabileceğimizi sormak. 2.Geleneksel yapı sistemini benimseyerek yeni yöntemlerle yarışabilmesini sağlamak. 3.Geleneksel becerilerden yararlanan alternatif yöntemler sunmak." Yeomans yeni yöntemlerin üç ana özelliğinin de: a.En az beceri gerektirmesi b.Güçlü biçimi olması c.Kolay denetlenebilmesi olarak vurguluyor.
Deprem Güvenliği Konferansı bildirilerinden derlediğimiz mesajı özetlersek:
Geleneksel yapılar, genellikle çoğu çağdaş yapıya kıyasla depreme daha dayanıklıdır.
Bu dayanıklılıkları, büyük ölçüde daha 'çalışabilir' yapılar olmalarına bağlıdır.
Çalışmalarının yanlış değerlendirilmesi, dayanıklılıkları hakkında yanlış kaygılar yaratır.
Bu yanılgılar, bazen 'kültürel' afetlere yol açar.
Oysa geleneksel ahşap karkas teknolojisi, depreme dayanıklı çok katlı yapılarda bile kullanılabilir.
Geleneksel yapı süreçlerinden alınacak önemli dersler vardır.
Emine M.Komut (Y.Mimar,"Kentsel Yerleşmeler ve Doğal Afetler “UIA Çalışma Programı Direktörü)
|